“Felsefi sorular ve sorgulamalar da tıpkı matematik işlemleri gibi net cevaplara mı sahipti, yoksa her zaman yorumlamaya açık ve herhangi net bir cevabı olmayan sorular mıydı bunlar? 2 + 2 sorusunun cevabı ile Öldükten sonra ne var? sorusunun cevabı aynı netlikte olabilir miydi?” 

Onur Şahin henüz 20 yaşında. 2020 yılının Mayıs ayında Twitter’da kendisinden bir mesaj aldım. Felsefe üzerine bir roman yazdığını ve eserini bastırmak istediğini söylüyor, tutkusu her kelimesinden anlaşılan bir üslupla bana bu konuda fikir danışıyordu. Kendisiyle biraz sohbet ettik ve romanı çıktığında haberleşmek üzere sözleştik; Kasım ayında da bana güzel haberi verdi: Romanı “Yargılar ve Yanılgılar” nihayet yayımlanmıştı ve ilk basımın imzalı bir kopyasını bana kargoyla gönderme nezaketini gösterdi. Vaktimin büyük bir kısmını çevirmekte olduğum Darwin kitabına ve Ateizm Derneğindeki görevime ayırmak zorunda kaldığımdan bu tanıtım yazısını hazırlamakta biraz gecikmiş olsam da, Onur’un kaleminden dökülen satırlara ve güzel jestine nihayet karşılık verme şansı bulduğum için mutluyum. 

Yargılar ve Yanılgılar, aslında tek bir solukta okunacak, felsefi sorularla dolu bir kitap; ancak arka planda yavaş yavaş gelişen bir öykü de içeriyor. Romandan ziyade bir “sorgulama kitabı” diyebiliriz bu esere. Zihnini dinlerin ve dogmaların zincirlerinden kurtarmayı başarmış; sorgulamayı ve hakikat arayışını sürdüren, aklı ve bilimi rehber alan ve hayal gücünü özgür kılan gencecik bir insanın yanıt arayışlarının toplu bir özeti âdeta. Yazarın bir felsefe tutkunu olduğu çok açık; bundan da haklı bir gurur duyuyor. Öncelikle bunca argümanı ve bilgiyi böylesine erken bir yaşta bir araya getirip, ufak yazım hatalarına rağmen çok güzel bir Türkçeyle yazıya döktüğü için Onur Şahin’i yürekten kutluyorum. İkincisi bu kitap, sorgulamaya aşina olduğumuz konular üzerinde yeniden düşünme ve fikirlerimizi geliştirme fırsatı sunuyor bize; biyolojiden fiziğe, matematikten psikolojiye uzanan geniş bir yelpazeye yayılmış görüşlerin düşünsel zenginliği de su götürmez. Üçüncüsü, başta Stefan Zweig ve Nietzsche olmak üzere Schopenhauer, Sokrates, Seneca, Bruno, Einstein, Darwin, Sagan, Turing, Goethe gibi pek çok önemli düşünür ve bilim insanı için bir saygı duruşu niteliği taşıyor bu kitap. Tanıdık yüzler ve fikirler arasında, gerçekçiliğin kaçınılmaz sonucu olan karamsarlığın damgasını taşıyan ve insanın en asil niteliklerinden biri olan merak duygusunu taçlandıran bir eser…

Yazarın ilk romanı olması dolayısıyla bazı eksiklikler, acemilikler de yok değil elbette. Yayınevinden kaynaklandığını bildiğim ufak tefek yazım hataları dışında, dilin biraz daha zenginleşmesi gerektiğini düşünüyorum; ayrıca arka planda akan öykünün biraz daha farklı bir üslupla anlatılmış olmasını dilerdim; nitekim yazarın kendi düşünceleriyle kahramanın iç sesi zaman zaman çakışıyor. Karakterler arasındaki bazı diyaloglar tekrara düşmüş (onun yerine, tasarlanan yapay zekâlar arasında geçen diyaloglara daha çok yer verilebilirdi); bazı diğer ayrıntılar (karakter özellikleri, edebi betimlemeler, zaman akışındaki süreklilik) ise biraz eksik kalmış. Ayrıca bir “virgül sever” olarak, cümlelerde virgül kullanımının da biraz artması gerektiği kanısındayım :) Ama bu küçük eleştiriler bir yana, kitabı büyük keyifle ve nedense çok da gurur duyarak (sanki küçük kardeşim veya 20 yaşındaki kendi halim yazmış gibi) okuduğumu belirtmek isterim. 

Kitabı tek bir cümleyle özetlemek zor, ama her şey aslında şu soruyla başlıyor: Ünlü düşünürlerin tüm kitaplarını, tüm fikirlerini bir yapay zekâya aktarsak ortaya nasıl bir tablo çıkardı? Örneğin Nietzsche ve Schopenhauer karşı karşıya gelse ne konuşurdu? Onur Şahin bu bağlamda, soru üstüne soru yönelterek, Douglas Adams’ın eşsiz yapıtı Otostopçunun Galaksi Rehberi’indeki süper-bilgisayarın vereceği yanıtı beklerken duyulan heyecana benzer bir heyecan yaşatmayı başarmış okurlarına. Spoiler vermemek için, kitapta geçen bazı cümleleri uyarlayarak veya doğrudan alıntılayarak, olay örgüsüne ilişkin çok fazla yorum yapmadan paylaşmak istiyorum. Böylece kitap hakkında az çok fikir sahibi olabilirsiniz: 

  • Asıl sorudan başlarsak: Bugüne kadar yaşamış tüm filozofları ve bilim insanlarını büyük bir salona yerleştirsek ne konuşurlardı? Filozoflar, kendi ölümlerinden sonra yazılmış eserleri okumuş olsa fikirleri değişir miydi?

Freud hangi çıkarımları yapardı? Nietzsche hâlâ Tanrı’nın öldüğünü söylüyor olur muydu?

Dostoyevski bugünün Rusya’sını romanlarında nasıl yansıtırdı?

Aralarında 2300 yıl olan Nietzsche ve Platon bir araya gelse birbirleri hakkında ne düşünürlerdi?

Descartes kendisinden yaklaşık 200 yıl sonra yaşamış Mozart’ı dinleme fırsatı bulsa yazdığı kitaplarda neler değişirdi? Ondan nasıl ilham alırdı?

  • İnsanlığın bütün bilgisiyle donanmış bir Yapay Zekâ neler düşünürdü? Eğitim alanında neler yapabilirdi? Etik kuralları neye göre belirlerdi? 
  • Metafizik, yapay zekâ için ne ifade ederdi? Birbirine taban tabana zıt olan iki inanç veya görüşten beslenen bir YZ bunlardan hangisini tercih ederdi? Herhangi bir dine inanır mıydı?

Kutsal olduğu iddia edilen kitapları okuyan bir Yapay Zekâ Müslüman, Hristiyan veya Budist olabilir miydi?

Acaba Muhammed, İsa veya Buda öne sürdükleri sistemin bugünkü halini görseler memnun kalırlar mıydı? 

Peki ya insanlar bu yapay zekâlara kutsallık atfedip onlara tapınmaya başlarsa? “Çok Tanrılı inançlardan sonra tek Tanrılı inanca geçen insanoğlu tekrar çok Tanrıcılığa mı dönerdi?”

  • İnsanlar neden her zaman kendilerine en yakında olanı seçer? 

“Yanında olan neden her zaman doğru olmak zorundaydı? Bazı insanlar inandıkları dinin kitabını dahi anlayarak okumazken başka yerde doğsalardı da bu inanca sahip olacaklarını savunuyorlardı. Suç, beynin evrensel şeyleri anlamlandırmak için değil, kişisel şeyler için evrimleşmiş olmasındaydı.”

  • Roman kahramanı (yazarın kendisini simgelediğine inanıyorum) sorgulamasına devam eder: “Darwin evrim teorisini ortaya atmadan ve bilim bu teoriyi geliştirmeden önce doğmuş ve yaşamış olsaydım ben de Akıllı Tasarıma inanır mıydım?” 
  • Yapay zekâlarla oluşturacağı yapay dünyanın Tanrısı konumunda olan kahramanımızın, “cevabını beğenmediği felsefecileri, düşünürleri sonsuza kadar bilgisizlikle cezalandırmaya” veya “onlardan cevap almak uğruna belirli vaatlerde bulunmaya” niyeti yoktur. 

Aklını kullanan her insanın varacağı basit, ama nihai sonuca işaret eden yazar, insan/Tanrı alegorisi üzerinden meseleyi özetler: 

“Cevabını beğenmediğim veya sorgulamayı reddeden bir yapay zekâyı neden cezalandırma gereği duyayım ki? … Bunu sadece kendine saygısı olmayan biri yapabilirdi.” 

Kendi yarattığı varlığı suçlamanın veya övmenin anlamsızlığını şu cümlelerle ifade eder: “Tüm seçenekleri kendisi sunmuşken yapay zekâyı suçlaması saçma olmaz mıydı?…Bu sevgi dolu olduğu iddia edilen bir varlık için çok sadistçe bir davranış değil miydi?” 

  • Yazar, sorgulamasına biraz sitemkâr bir şekilde (ve bence çok da haklı olarak) devam eder: “Tanrıyı insanlar doğurmuştu ve bu fikri Nietzsche öldürmüştü. Bunu anlamanın neresi zordu? Daha temel soru şuydu: Herhangi bir şeyi anlamak ne kadar zor olabilirdi? Neden insanların dilleri bu kadar konuşuyorken mantıkları hiç konuşma fırsatı bulamıyordu?”
  • Eklenen her yeni kitapta yapay zekânın yaşamla ilgili sorulara verdiği yanıt değişir miydi? Yapay zekâ mutlak doğruya kaçıncı kitaptan sonra ulaşırdı? Mutlak doğru diye bir şey var mıydı?

Kısacası yaşam, ölüm, doğa kanunları, bilim, evrim, uzay, evren, zaman, matematik, varoluş, ahlak, özgür irade, bilinç, bellek, iletişim, gerçeklik, çıkar ilişkileri, ihanet, din, inanç, intihar, bencillik, empati, dürüstlük, özgür düşünce, güven, sevgi, sosyal ilişkiler vb onlarca konunun irdelendiği bu roman, Bilmediğini Bilenlerin ve sorgulama yetisini sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyenlerin kitabı. “İnsanlar bunu benden çok daha önce düşünmüş” diyecek kadar mütevazı, ama sorgulama yetisini kullanmayanlara sitem edecek kadar da bilinçli bir bireyin zihninde yeşeren aydınlık düşüncelerin doyurucu bir derlemesi.

Herkesin kendisinden bir şeyler bulacağına ve yeni nesil yazarlara örnek olacağına inandığım bu kitabı tüm kitapseverlere, özellikle de gençlere ve ebeveynlere şiddetle tavsiye ediyorum. Emeğine, aklına, kalemine sağlık sevgili Onur Şahin!

Yazar: BAHAR KILIÇ (felis agnosticus)