Dünya corona virüsten korunmanın yollarını ararken, bilim insanları küresel bir salgına dönüşen Covit19’a aşı üretmek için çırpınıp dururken, MHP Manisa İl Başkan Yrd. Seval Başkesen Twitter hesabı üzerinden akıl almaz bir iddiada bulundu.

Abdestli kişilere koronavirüs bulaşmayacağını öne süren Başkesen, “inancın her türlü musibetten koruyacağını” söyleyerek hepimizin içini ferahlattı. Sağolsun.

Okuduğu kitaplarla Türkiye gündemine oturan 10 yaşındaki Atakan için çirkin bile denemeyecek ifadelerde bulunan Erkan Naldemirci isimli şahıs, İstanbul Barosu’nun verdiği şikayet dilekçesiyle gözaltına alındı ve işinden uzaklaştırıldı. Özyeğin Üniversitesi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: “Üniversitemizin ilke ve değerleriyle hiçbir şekilde örtüşmeyen paylaşımlarda adı geçen çalışanın 25 Şubat 2020 tarihinde kurumumuz ile ilişiği derhal kesilmiştir.”
10 yaşında bir çocuk bu ülkedeki yetişkinlerin en az yüzde 60’ından daha zeki ve başarılı olduğunu ispatladığı ve bazı ateist yazarların da kitaplarını okuduğu için “tecavüz edilmek” ile tehdit ediliyor. Fikir üretemeyenlerin cinsel ve fiziksel şiddet üretmeleri nasıl bir ahlaki çöküntü içinde olduğumuzun resmini yeniden gözler önüne seriyor. Birileri ve bir şeyler uğruna ölmeye değil de her şeye rağmen yaşamaya; savaşa değil de barışa ihtiyaç duyduğumuz bu zor günlerde, ülkemizi içinde bulunduğu maddi ve manevi enkazın altından çıkarıp halkımıza parlak ve uygar bir gelecek inşa edecek yeni nesil gençlerimizin bu şekilde tahkir edilmesi, ahlaki ve milli değerlerimize ihanetten başka bir şey değildir.
Savcılıktaki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Naldemirci’nin, ufacık bir çocuk üzerinden ortaya koyduğu, nefret söylemi içeren bu zihniyetle sokaklarda serbest gezmesinin bile çocuklarımız ve toplum açısından bir tehdit olduğu açıktır.

Pakistan’ın başkenti İslamabad’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazında Pakistanlı “devlet başkanı mevkidaşı” Arif Alvi ile birlikte saf tuttu.

Cuma namazında ise “imam mevkidaşı” Pakistanlı imam tüm Pakistan devlet erkanının önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Siz varken ben imamlık yapamam, namazı siz kıldırın” diye ısrar etti.

Hilafeti geri getirme hayalleri ile yanıp tutuşan bir kitleye hitap eden “Partili Cumhurbaşkanı”mızın mesleki eğitimi ile ön plana çıkması bizleri dünya arenasında bir kez daha gururlandırdı.

Gezi Direnişi’ne yönelik açılan davada İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, “protestoları örgütlemek ve finanse etmekle” suçlanan ve aralarında Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Yiğit Aksakoğlu’nun da bulunduğu 16 sanıktan 9’u hakkında beraat kararı verdi.

Osman Kavala, karar sonrasında şu açıklamayı yayımladı (24 Aralık 2019): “Bugün görülen duruşmada, AİHM’in derhal serbest bırakılmam yönündeki kararına ve dinlenen tanıkların, benimle Gezi eylemleri arasında herhangi bir ilişki kurmamış olmalarına rağmen, mahkeme heyetinin tutuklama kararını sürdürmesi benim için çok şaşırtıcı oldu.

Yargının itibarını da zedeleyen bu kararın, bir an evvel düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.

Tutukluluk halimin sürmesinin, yargıdaki hukuksuzlukların ve bunların kaynaklarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacağını ümit ediyorum.

Duruşmaya katılanlara çok teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir moral kaynağı oldu.”

Beraat kararı çıktı çıkmasına ama, bunca zaman bunca insana çektirilen acılar ve hukuksuz yargılamalar, hele de sonrasında Kavala’nın 15 Temmuz kapsamında yeniden tutuklanması, ülkemizin “hukuk devleti” statüsünü koruyamadığının apaçık resmidir. Türkiye’nin en önemli halk hareketi olarak tarihe geçen Gezi Direnişi yargılanamaz!

Mücella Yapıcı’nın da dediği gibi: “Gezi, bu ülkenin yüz akıdır, geleceğidir, onurudur. Gezi, kimsenin yönetmediği, kendiliğinden oluşan bir itiraz hareketidir. Gezi’de eğer şiddet varsa o da güvenlik birimlerinin uyguladığı şiddettir. İnsanlarımızı kaybettik, yaralanan gözlerini kaybedenler oldu. Ortada bir Gezi davası varsa o da kaybettiğimiz insanların davalarıdır. Gezi’den korkacaklarına ders çıkarmaları gerekir. Kaybettiğimiz gençlerin mahkemelerinde, polisler ceza almazken 16 kişiyi seçip ağırlaştırılmış müebbet istemeleri akla mantığa sığmaz.

“Ufka Yolculuk” yarışması adı altında ortaokul düzeyindeki çocuklara kaynak olarak gösterilen,tarikatın hazırladığı 200 sayfalık “Edep Mektebi” isimli kitapta, çocuklara tüm yaşamlarını dine göre uyarlamalarını emrediliyor. Kitapta Nakşi şeyhi M. Esad Coşan’ın sözlerine de yer verildi.

Kitapta kız çocuklarının tesettüre girmesi, haftada bir oruç tutulması, uyurken hadislerde belirtilen pozisyonda yatılması, solak insanların sağ elleriyle yemek yemeye çalışmaları gibi “öğütler” yer alıyor. “Anne babanın izni olmadan cihada bile gidilmemesi” gerektiği yazıyor. Hangi tür müziğin dinleneceği ve hangi tür filmlerin izlenmesi gerektiğini de dikte eden kitap, MEB’in izniyle okullara salındı.

Ateizm Derneği olarak MEB’nın bu arsızlığının artık sona ermesini ve çocuklarımızın tarikat şeyhlerinin kirli zihinlerine kurban edilmemesini talep ediyoruz!

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/1719055/mebin-izin-verdigi-kitapta-tarikat-propagandasi.html

MEB bir skandala daha imza attı. Kendi ideolojileri için anne-çocuk arasına girmeyi bile mübah sayan dinci zihniyetin son vukuatı, görsellerle algı operasyonu.
Mustafa Mert Bildirici’nin Sembollerle Gericilik isimli yazısını mutlaka okuyunuz.

ABD’nin Kentucky kentinde yaşayan ateist vatandaş Bennie Hart, arabasının plakasına “Ben Tanrıyım” (I’m God) yazdırmak istedi, ancak izin verilmedi. Bunun üzerine Hart’ın davasını üstlenen Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), “yasağın ABD’de anayasayla güvence altına alınan ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu” savundu. Görülen mahkemede, Hart’ın “Tanrıyı Seviyorum” yazanlarla eşit yurttaş olduğu ve “Ben Tanrıyım” plakasının yasaklanmasının düşünce özgürlüğüne aykırı olduğu kararı çıktı ve Hart, 150 bin dolar tazminat kazandı.

Tanrı olduğunu iddia eden bir insana karşı var olduğu iddia edilen Tanrıdan herhangi bir ses çıkmazken, insanlar bir plakadan neden bu kadar rahatsız olmaktadır? Bırakın Tanrılar kendi hesaplarını kendi aralarında görsünler.

Son günlerde Kuran’ın, İncil’in ve Tevrat’ın bazı kesin hükümlerini günümüz şartlarına göre yeniden düzenlemeye çalışan ve sosyal medyada bir anda popüler olan eski Refah Partisi milletvekili, “yeni mesih” Hasan Mezarcı, bu sefer çocuk yaşta evlilik, rızasız evlilik ve kadınların miras payı oranı gibi bazı şeri hükümleri iptal ettiğini açıkladı. Daha önce, zina yapanlara Tevrat’ta verilen recm ve Kuran’da verilen 100 sopa cezalarını da iptal eden Mezarcı, sosyal medyadan genellikle olumlu tepkiler alıyor.

Mezarcı, olumsuz tepkiler ve küfür edenler için de Twitter üzerinden, “Mesih’e yanlış yapan Allah’a yanlış yapmış sayılır! Pislik yapanı engellerim” diyerek aforoz ediyor.

Peki o halde soruyoruz:
Ya Mezarcı gerçek bir peygamber ise?

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesi “Prof. Dr.” Bedri Gencer, attığı bir tweet ile, “Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak gayretullahı gücendirdiğimizi” ve çocuk yaşta evliliklerin yasaklanmasının “azap” getireceğini ima etmişti. Daha önce de boşanan kadınların “hafif kadınlar” olduğu imasında bulunan ve bilim insanlığı statüsü tartışmalı olan bu zattın çocuklarla yatağa girmeyi neden teşvik ettiğini anlamakta, daha doğrusu ahlaken sindirmekte zorlanıyoruz. Bir çocukla “evlilik” adı altında ilişki yaşama hayali kuranların üniversitelerde hoca olarak çocuklarımızın karşısına çıkması ise tüylerimizi ürpertiyor. Açıkça çocuk tacizini teşvik eden böylesi söylemlerin hiçbir uygar toplumda yeri olamaz. Bu zihniyette olanların “ahlaksızlıkla” itham ettiği ateistler olarak, tek bir çocuğun bile bir sapığın hayalleri uğruna evlilik adı altında tecavüze maruz kalmaması için en dayanılmaz “azabı” çekmeye razıyız!

MEB’de skandallar bitmiyor. Daha önce öğrencilere zorla din dersi seçtiren Balıkesir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, şimdi de Balıkesir’deki bir okulda C. isimli öğrenciye, aşağılık duygusunu yenmenin yolu olarak dua etmeyi öneren bir metin okuttuğu kaydedildi. Kamuoyunda tartışma yaratan metinde şu ifadeler yer alıyor:
“Günümüzde kendisini gerçekleştiremeyen insanlarımızın temel sorunlarından bir tanesi aşağılık duygusudur. Oysa ki Allah’a olan inanç, insanlardaki aşağılık duygusunun ortadan kalkmasını sağlar. Allah’a olan inancımızı arttırırsak, bunun kendimize olan güven ve saygıyı arttırdığını görürüz. Dualarınızı gerçekten içinizdeki şüpheleri, korkuları ve aşağılık duygusunu kaldırma amacıyla yapın.”

Bu, her şeyden önce gizliden gizliye nefret mesajı içeren bir metindir (dua etmeyenlerin aşağılık kompleksi olduğu önermesini içermektedir) ve bu suçun çocuklar üzerinden işleniyor olması işin daha da vahim yönüdür.

Dua kelimesinin TDK’daki sözlük anlamı, “Tanrı’ya yalvarma, yakarış için söylenen dinî metin”dir. İnançlı bireylerin, aşağılık duygusundan arınarak KUL değil BİREY olmayı seçmiş inançsız kesime yönelttiği bu hakarette, şüphesiz düşünen insanlar için alınacak büyük bir ibret vardır.