‘Vazgeçtim bu dünyadan’ diyen Shakespeare kadar haklı gerekçelerimiz var ‘terk-i dünya’ etmek için. Her gün yeni bir hak gaspına uyandığımız yeryüzünde, yaşamı güzel ve canlı kılan bütün dinamiklerin  içten içe erimesine karşı  bir aksiyon geliştirememiş insanoğlunun bugün için en temel problemi, ezen-ezilen çelişkisinin olmadığı ve dokusu dışsal müdahalelerle bozulmamış, yani insan tahribatından etkilenmemiş canlı bir gezegen bulmak olsa gerek. Son dönemde NASA’nın Evrenin derinliklerinde keşfettiği Kepler-452b adlı gezegenin, ‘yaşanabilir bölge’ olarak değerlendirilmesi ve aynı zamanda Dünya gibi bir ışık kaynağı etrafında dönüyor olması, ‘başka bir Dünya mümkün’ söylemini gerçeğe yaklaştırmış gibi gözüküyor. Suyun donmayacak kadar sıcak, buharlaşmayacak kadar soğuk olduğu bu bölgede şimdilik tek sorun ulaşım; oraya nasıl varacağımız. Işık hızıyla gidersek 1400 yılda ‘varacağımız’ bu gezegen, tüm cazibesini ‘Dünya gibi yaşanabilir’ ve ‘Dünya kadar kirlenmemiş’ olmasından alıyor.

Kepler-452b´yi yeni bir umut (ya da ilüzyon) yapan nedir?

  • Yöneten-yönetilen ilişkisi yok:

Köleci toplumla insan hayatına dahil olmuş ilişki biçiminin yokluğu, üretim ilişkilerine göre düzenlenen bu kavramın (din adamlarından devlet fikrine kadar) ‘evrilmiş biçimlerine’ tanık olan insan için, yeni hayatında önemli bir değişiklik içeriyor. Yönetme ve yönetilme fikrinin geçersizliği Kepler-452b’deki yaşamı daha çekici kılarken, orada oluşacak muhtemel toplumun üzerinde sallanan bir yönetici kılıcının olmaması, her bireyin üretkenliğinin ve yaratıcılığının artmasına neden olacak.

  • Kapitalist üretim ilişkileri yok:

Kendine, doğaya ve topluma yabancılaşmanın, bireyselliğin, rekabetin, eşitsiz dağılmış mülkiyet ilişkilerinin, sömürünün ve emek-sermaye çelişkisinin olmadığı bir gezegeni düşünmek bile heyecan verici sanırım. Beşeri etkinliklerin arttığı, tüketimin gereksinimle yer değiştirdiği, toplumsal ilişkilerin bireysel ilişkilerin yerini aldığı, rekabet yerine insan yaratıcılığının ve yeteneğinin değerli olduğu, mülk kavramının ‘kavram’ olarak dahi bilinmediği ve sömürünün bütünüyle silindiği bir gezegenin yaşanılası bir yer olacağı açıktır.

  • Kirletilmiş ve çehresi değiştirilmiş bir doğa yok:

Fabrika bacalarının ve fabrikasyon atıkların, egsoz dumanının, şantiyeye çevrilmiş koca kentlerin, savaşlar için yakılan ve AVM’ler için kesilen ağaçların, nehirlerin ortasına yapılan barajların, yanında yöresinde ot bitmeyen termik santrallerin, gök kubbeye kadar uzanan çirkin binaların ve insanların kentlilik fikrinden hareketle sıkıştırıldığı sığ yaşam alanlarının hiçbiri bu gezegende henüz yok. Ozon tabakası delinmemiş, suyuna fabrika ya da maden atığı karışmamış ve havası kirlilikten bozulmamış taptaze bir doğa var karşımızda.

Kepler-452b gezegenininbunca olumlu yanına karşın mavi gezegenimize bir o kadar uzak oluşu bir yandan karamsarlığımızı depreştirirken, bir yandan da “gitmesek de kalmasak da o gezegen bizim gezegenimizdir” diyerek geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. İnsan yaşamının bu kadar ucuz olduğu, haksızlığın ve yoksulluğun kol gezdiği, en küçük muhalefetin ölümle suskuya dönüştürüldüğü, dağların, köylerin bombalandığı-yakıldığı-boşaltıldığı, dillerin ve kültürlerin yasaklandığı, din ve mezhep çatışmalarının toplumda derin çatlaklara yol açtığı, insanların başka memleketlere sürüldüğü, fabrikalarında-inşaatlarında-madenlerinde insanların öldüğü, haksız hukuksuz yere tutuklandığı, geleceği elinden alınmış bu Dünya’da ya kendi gezegenimizi yaratacağız; ya da bu ilüzyonun gölgesinde kalmaya devam edecek, kendimizi yaratma kısmı yakın gelecekte ufukta parlak peleriniyle görünmediğinden ‘batsın bu dünya, bitsin bu rüya’ diyerek Kepler-452b´ye ilk ışınlanan araca bilet keseceğiz.

Mesut Çetin