“Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır.” ~Karl Marx

EnglishTürkçe

Diyanet İşleri Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı'nın Deizm Açıklamaları Üzerine

13 Nisan 2018

Diyanet İşleri Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı'nın Deizm Açıklamaları Üzerine

Son bir haftadır, uluslararası ortamda tarihi krizler yaşanırken, hiçbir şekilde anlamlandıramadığımız bir biçimde gündemden düşmeyen “deizm meselesine”, son olarak Diyanet İşleri Başkanı da deistleri aşağılayarak ve toplumsal ayrımcılığa körükle giden bir açıklama ile katıldı. Türkiye’de yaşayan tüm non-teist grupların hukuksal ve sosyal haklarını toplum önünde korumayı amaç edinmiş bir dernek olarak konu hakkında görüşlerimizi açıklamak isteriz.

Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada deizm ve diğer non-teist düşünce şekilleri giderek popüler hale geliyor ve din, toplumsal yaşamdan giderek uzaklaşıyor; toplumlar, seküler bir yaşam düzenini tercih ediyor. Bu gelişmelerin ve seküler yaşam tarzının giderek artmasının pek çok lokal nedeni olsa da dünyadaki iletişimin giderek kolay, ucuz ve ulaşılabilir olması, insanların bilgi erişiminin çok daha az “maliyetli” hale gelmesi, günümüz toplumsal sorunlarına çözüm üretmeyen, var olan problemleri de kangren haline getiren dinlerin sorgulanması, insanların doğal olarak sekülarizmde ve en nihayetinde non-teizm düşünceleri altında toplanmasını sağlıyor. Tüm dünyada giderek dinlerden kopuş yaşanmaktayken, ülkemizin bu durumdan izole olması tabii ki beklenemez! Yıllardır yapılan pek çok araştırma da gösteriyor ki ülkemizdeki non-teist birey sayısı gün geçtikçe katlanarak artıyor.

Ülke yönetimindeki zihniyetin çeşitli cemaatlerin, “yurt” adı altında faaliyet gösteren dini yapıların palazlanmasına sessiz kalması ve hatta teşvik etmesi, insanları manipüle etme amaçlı her türlü provakatif imkan ve aracın kullanıma sunulması, kullanılması da yukarıda açıkladığımız nedenlerden ötürü, kendi bakış açıları ve topluma dayatmak istedikleri hayat tarzı düşünüldüğünde gayet anlaşılabilir fakat nafile bir çaba olduğu açıktır! Eğitim sistemine getirdikleri her düzenleme ile bilimsel ve pozitivist eğitimin önünü tıkamakta, kendi dini düşünce ve hayat tarzını empoze etmek için adeta empoze makinelerine dönüşen imam hatipleri toplumsal gereksinimlerin kat be kat üstünde yaygınlaştırmaları zaten yıllardır süregelen bir vakadır. Ve fakat son günlerde tekrar alevlenen konu da göstermektedir ki akan suyun önüne ne kadar aşılmaz setler de kursanız, su akacağı yönü dünyanın her coğrafyasında buluyor. Kendini mütedeyyin olarak tanımlayan çevre içerisinden yıllardır duyduğumuz fakat son aylarda daha da gür çıkan “deizme kayış” söylemleri, anlaşılıyor ki ülke yönetimindekileri fazlasıyla endişelendiriyor.

Milli Eğitim Bakanı’nın, yediği çocukça bir azardan sonra, kendi öğretmenlerinin yaptığı çalışmayı bir anda “bilimsel gerçeklere uymuyor” şeklindeki ifadelerle halı altına süpürmeye çalışmak trajikomik ve bir o kadar da utanç vericidir. Kendisinin, raporu çürütmek için ürettiği “Bu ülkenin gençliğinin kodlarında DNA’sında genlerinde vatan sevgisi yerel ve milli değerler vardır. Hayatı pahasına da bu değerleri savunacağını 15 Temmuz’da göstermiştir.” söylemi de oldukça bayağı, hakaretamiz ve ayrıştırıcı bir söylemdir!

Son olarak dün Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, TRT Haber’de yayınlanan bir programda, konuyla ilgili olarak “Bizim milletimizin hiçbir ferdi, böyle sapık, batıl bir anlayışa asla prim vermez. Milletimize, gençlerimize kimse iftira atmasın!” diyerek aleni bir şekilde deistleri aşağılamakta ve sanki deistliği -ve dolayısıyla non-teistliği- çok kötü bir şeymiş gibi lanse etmiştir.

Tüm vatandaşların vergileriyle belli bir dinin, hatta belli bir mezhebin temsilciliğini yapan kurumun başındaki kişi olarak, yine tüm vatandaşların vergileri ile var olan devlet televizyonunda yaptığı nefret dolu bu açıklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez! Türkiye Cumhuriyeti, anayasanın ikinci maddesinde de açıkça yazıldığı üzere laik bir ülkedir. Yine anayasanın ve tabi olduğumuz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddelerinde açıkça yazdığı şekliyle, herkes düşünce, vicdan, din özgürlüğüne ve aynı zamanda din veya inanç değiştirme özgürlüğüne sahiptir.

Toplum nezdinde zaten her türlü şekilde dışlanan non-teistlerin, devleti yönetenler tarafından yukarıdaki örneklerde (ve daha önce yaşanmış bir çok başka olayda) olduğu gibi aşağılanması, toplumdan dışlanmaya çalışılması, hedef gösterilmesi hatta ve hatta teröristlerle bir tutulması hiçbir şekilde kabul edilmez! Vatandaşlarını dini ve felsefi görüşleri nedeniyle hakarete varan boyutlardaki beyanatlarla dışlamaya, hor görmeye ve yok etmeye çalışan bu anlayışı Ateizm Derneği olarak esefle kınıyoruz! Cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz! Özgür düşünce mensuplarını dizginlemek amacıyla kullanmaktan hiç çekinmediğiniz TCK/216* kılıcını çekmeniz için daha uygun bir suç olabilir mi?!


* TCK/216: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama:

(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Ateizm Derneği Yönetimi

/var/www/html/sistem/ana/