“Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı şüphe içinde olmalarıdır.” ~Bertrand Russell

EnglishTürkçe

Kahraman Kepenekçi Röportajı

29 Mart 2017

Kahraman Kepenekçi Röportajı

Birçoğunuzun anımsayacağı üzere; Fatih Sultan Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni iken öğrencilerine National Geographic’in hazırladığı “Cosmos” belgeselini izlettiği için BİMER’e şikayet edilen Tarih öğretmeni Kahraman Kepenekçi ile Derneğimiz Başkanı Zehra Pala iletişime geçerek bir Röportaj hazırladı.

 

Kahraman Bey, kendinizden bahsedebilir misiniz biraz? Hakkınızda yazılar çıkmadan önce sizden haberimiz yoktu. Sizi biraz tanımak isteriz... 
Merhaba ben ülkemizin bu karanlık günlerinde aydınlanma mücadelesi veren ismini bilmediğiniz birçok insandan birisiyim. Kars doğumluyum lise öğrenimimi Kars’ta tamamladım, üniversite öğrenimi için geldiğim İzmir’de lise öğretmeniyim. (Daha önce Çorum ve İstanbul’da da çalıştım.) 20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Büyük babam 1955’li yıllarda o zamanki SSCB den gelerek Türkiye’ye yerleşmiş. Babam Köy Enstitüsünü bitirmiş bir sınıf öğretmeniydi. Mesleğim dışında bisiklet ve doğa keşfi hobilerim var hayalim bir gün bisikletle dünya turu yapmak ama öncelik ülkemizin! 21. Yüzyılda gitmekte olduğu karanlıkla mücadele etmek istiyorum. 

Eskiyle karşılaştıracak olursak... Eğitim sizce nereye gidiyor?
Eğitim sistemimizin ilk sorunu bir sistemimizin olmaması. Bunun dışında iki temel sorundan söz edebiliriz; 
Eğitimin ve okulların, bizim gibi gelişmemiş ülkeleri açık pazar olarak gören uluslararası ve ulusal sermayenin güdümü altında olmasıdır. Sermaye, okullardaki eğitimin kaliteli olması veya bireylerin aydın olmasıyla ilgilenmez. Öncelikli amacı işine yarayacak kadar ara eleman ve tüketen bireylerdir. Hatta aydın ve bilinçli öğrencilerin zamanla kendi egemenliklerine tehdit oluşturacağını bilirler. 1940’larda olduğu gibi Köy Enstitülerini kapattırırlar. 

Okumayan araştırmayan bütün bilgisini mahalledeki şeyhine borçlu olan insanlarla, bunları kullanarak ülkenin kaynaklarına ve iktidara egemen olmak isteyenlerin, bilgi ve bilim düşmanıdır. Bu düşünce büyük kentlere göç edip sonrasında kendisine bir kimlik ve yaşam alanı bulamamış geniş bir lümpen sınıfın varlığıyla da desteklenmektedir. Bu alan Katolik Kilisesi tarafından da değerlendirilmiş, bilim karşıtı birçok kilise yayını (Batıda 1950-60’lı yıllarda yayınlanmış şimdilerde alay konusu olan) Türkiye’de yayınlanmış bedava dağıtımı yapılmıştır. Bunların en bilineni evrim karşıtı yayınlardır. Bu şeyhler, ağalar, cemaat liderleri, şimdilerde müteahhitler iyi eğitim almış sorgulayan her bireyin kendi egemenlikleri için tehdit oluşturacağının farkındalar.

Sizce eğitim sistemi nereye getirilmek isteniyor, nedenler ne olabilir? Önüne nasıl geçebiliriz? 
Eğitime ve bilime saldıranların ilk planda amaçları buradaki genç insanları kendi müritleri, militanları ve oy verenleri haline getirmek, orta ve uzun vadeli planları da egemenlikleri pekiştirerek yarı feodal yarı dinci bir egemenlik kurmak. Öncelikle buna karşı çıkmalıyız, mevcut kanunlar bize bu hakkı tanımış. Eğitimcilerin ne yazık ki büyük çoğunluğu, günlük çıkar ve kaygılarını düşünerek, bu mücadeleyi vermiyor. Eğitimciler olarak birkaç şey daha yaparsak bu saldırı dalgasını kıracağımızı düşünüyorum.


Bunları sıralarsak; 
-Özgürlük 
-Erdem 
-Ahlak 
-Aydınlanma


Özgürlük, öğrencileri güdülme psikolojisinden kurtarır ve bir irade geliştirmelerini sağlar. İradeli bireyler erdem sahibi olur. Erdem; doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün ayrımında olan ilkeli bunun sonucunda ahlaklı (ki ülkemizin en önemli sorunlarından birisi ahlak kavramının kadın örtünmesine ve erkek egemenliğine indirgenmiş olmasıdır) bireyler doğurur bilgiyle birlikte aydınlanma gerçekleşir. Bu sıralamayı özellikle vurgulamak istiyorum çünkü dogmalardan arınmamış ve bilimsel etiğe sahip olmayan profesör unvanlı insanların bilgiyi ve bilimi de yalanların ve sömürünün bir aracı olarak kullandığına şahit oluyoruz (Ya da İTÜ mezunu kadınların bir tarikat liderinin sofrasında meze olduğunu). "- Britanya ismi nereden gelir bilir misiniz? Biri Tanya dediğinde hocam çok zekisiniz dediğine…"

Eminiz ki Türkiye'de birçok öğretmen sizin yaşadığınıza benzer olaylar yaşıyordur. Susmayı seçiyorlardır. Önerileriniz nedir? Siz neden sessiz kalmadınız? 
Evet, birçok öğretmen benzer sorunlar yaşıyor. Kamuoyuna yansımış bir örnek vereyim İstanbul Avcılar’da fen bilgisi öğretmeni boş derste belgesel izletmiş insanların evrim sürecinden bahseden bir bölüm için şikayet edilmiş ve kınama cezası almış (ağır bir cezadır). Onlarca örnek verebilirim. Düşünün ki Biyoloji öğretmenlerinin % 90’ı “Türlerin Kökeni”’ni okumamış. 

Öğretmenlerde şöyle bir tavır vardır, mevcut siyasi atmosferi değerlendirir ders ve söylemlerini ona göre belirlerler hatta sendika değiştirirler. (Buna boyun eğmeyen direnen ve bu yüzden bedel ödeyen birçok meslektaşımı ayırarak ve saygılarımı sunarak söylüyorum.)

 

Yaptıkları iş çok önemli ama kaygıları çok sıradan ve önemsizdir bu yüzden 800 bin öğretmenin eğitimdeki etkisi çok azdır. Ben sessiz kalamazdım; öncelikle düşünce tarzım ilkelerim buna izin vermez. Yazdığım savunmadan da anlaşılacağı üzere burada tekil bir olaya değil yıllardır süren bir aydınlanma karşıtlığına ve sistematik bir saldırıya cevap verdim ve ülkedeki birçok eğitimcinin ve öğrencinin kaygılarını ve itirazlarını dile getirdim. Korkmanın, geri adım atmanın gerçeklere ve bilimsel aydınlanmaya faydası yoktur. Ancak kaybetmenin kilometre taşlarını döşersiniz. Bilimin ve aydınlanmanın mücadelesini vermek bu topluma karşı bir sorumluluk ve borcumuzdur. 

Bizler birey olarak neler yapabiliriz? Öğrencilerinize ve velilere önerileriniz nelerdir? Korkan ve susmayı tercih eden öğretmenler olduğu kadar bazı veliler de ses çıkartmıyorlar.

Birey ve vatandaş olarak hepimiz eğitim – öğretimin bileşenleriyiz. Öğretmen olarak veli olarak itiraz etmeliyiz ve bunu yasaları bilerek yapmalıyız. Okullarda yasa dışı bir gericilik saldırısı var buna direnmek için yasal hakkımızı kullanmalıyız. Çocuğum zarar görür ben fişlenirim diye korkmak çözüm değil.

 

Bir örnek vereyim serbest kıyafet uygulaması başladığında bireysel olarak destek oldum. Örtünmek serbest olduktan sonra tekrar tek tip kıyafet uygulamasına geçilmesine itiraz ettim "Bu bir çifte standarttır ve kurnazlıktır" dedim ama ne yazık ki veliler bu tuzağa düştüler. Bir diğer örnek ihraç edilen akademisyen Candan Badem’in yaşadığıdır. Kendisi din kültürü adı altında “Sünni İslam” eğitiminin çocuğuna dayatılmasına itiraz etti ama yalnız kaldı. Muhtemelen bu yüzden de ihraç edildi. Bu ülkede alevi, gayrimüslim, ateist, şii yaklaşık 30 milyon insan var ama kimse bu din dersi dayatmasına karşı çıkmıyor bu yüzden de okullar hızla dogmaya teslim oluyor.
Benim yaşadığım olay özelinde gerek öğrencilerden gerekse velilerden ciddi bir destek gördüm ama bunda benim ısrarla direnmemin de etkisi oldu. Muhtemelen bunun da etkisiyle soruşturmam bekletiliyor ve okulumuzda belgesel izlemeye ve derslerimizde bundan yararlanmaya devam ediyoruz direndik ve öğrenci, veli, öğretmen olarak biz kazandık bilimsel eğitim kazandı. Velilerimiz ve yurttaşlarımıza direnmelerini haklarını savunmalarını ve çocuklarının geleceği için gerekirse bedel ödemeleri gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

 

Gazetelerde verdiğiniz cesur cevabı okuduktan sonra ve röportajımızı kabul ettikten sonra aklıma bazı sorular geldi. Röportajımızı kabul ederken; ateist olarak anılmaktan korkmadınız mı? Gazetedeki cevabınız için de; sisteme boyun eğmeyen eğitmenlerin durumu belli ki siz daha da büyük bir cesaretle - ki bu sözü hiç sevmem, aslında olması gerektiği gibi- 'Hayır, olması gereken bu!' dediniz. Bu cesaretinizin sebebi nedir?

Öncelikle bu takdiriniz ve röportaj öneriniz için teşekkür ederim. Savunmamı bir çırpıda yazdım ve buradan geri adım atılamaz burası son nokta duygusuyla yazdım. Bunu sosyal medyadan gören ve haber yapan Erk Acarer etkili ve cesur bir haber yaptı ardından ulusal medya ve sosyal medyada yayıldı birçok platformda tartışıldı. Ateist olarak anılmaktan korkmuyorum öncelikle bu yasal bir suç değil ve en temel insan hakkı. İş ortamında ve günlük yaşamımda insanlarla dine dayalı bir ilişkim yok inançlı birisinin ibadet özgürlüğünü de insan hakları çerçevesinde desteklerim. 

Cesaretim konusunda takdiri kamuoyuna bırakıyorum ama tarihsel süreçten ve kişisel tecrübelerimden bildiğim bir şey var geri adım atmak ve korkmak hiçbir zaman kazandırmamıştır.

 

Sosyal medyadan takip ettiğimiz kadarıyla, çok büyük destek gördünüz. Yanınızda büyük bir kitle var. Sizden kendilerine iletmek için bir mesaj almak isteriz.

Evet, çok güçlü bir destek gördüm ve cılız da olsa biraz saldırıya uğradım. Destek olanları öncelikle, akıllı ve doğru bir karar vererek tartışmayı sağlıklı yürüttükleri için tebrik ediyorum. İşin öznesi ben değilim, yıllardır altı oyulan bilimsel eğitim. Kamuoyu desteği enteresan bir sonuç doğurdu. Devletin belgeseli ve izleten öğretmeni soruşturun dediği bir ortamda öğrenciler tam tersine belgeselci oldu.  Buradan çıkaracağımız en önemli ders topyekun mücadelenin başarısıdır.

Son olarak sizin aracılığınızla destek olan ve bu konuda çaba harcayan herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum. 

Aydınlanma önderlerinin orta çağ da teslim olmadığı karanlığa 21. Yüzyılda teslim olmayacağız.

 

Bizlerin röportaj isteğini kırmayan ve sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplayan Sayın Kahraman Kepenekçi ’ye teşekkür ederiz…

 

Röportaj: Ateizm Derneği Başkanı, Zehra PALA

 

/var/www/html/sistem/ana/